1 Ocak 2011 Cumartesi

Yeni yildan ne bekliyoruz?

Yeni yila yine buyuk umutlar ve beklentiler ile girdik. Ben ne mi yaptim? Yakin arkadaslarim ve nisanlim ile evde yemek yedik. Tombala oynayip, televizyondaki yilbasi programlarini izledik. Bir de sizlerle kurdugum bu iliskinin onumuzdeki yil daha da artmasini dilerken, seneye tanisarak baslayalim dedim. Bunun icin yilbasi gecesi kiyafetim icerisinde birkac poz fotograf cektik. Umarim amator ruhumuzu begenirsiniz...


Elbise : H&M
Ceket : Kiki's Design by Founta Gunem

Tam bu fotograflar cekilirken annemin arkadaslarim icin hazirladigi yilbasi hediyesi olan kurabiyeleri gordum. Fotografini paylasmasam olmazdi. Bunlar hayatimda gordugum en havali yilbasi kurabiyeleri, denemek isterseniz tarifini calabilirim :)


Kapanisi dileklerim ile yapmak istiyorum...

Cok fazla sevgi diliyorum, hepimiz icin! Mayis ayinda kuracagim yuvam ve buyuyecek ailem icin ozellikle... Cam agaclarinin yanip sonen isiklari gibi renk ve pirilti diliyorum, her birimizin, kendimizi yaparken cok iyi hissettigimiz islerde isimlerimizin biraz daha parlamasi icin... Saglik ve guc diliyorum, herseye ragmen iyi amaclar icin birlesebilmek ve bunu surekli yapacak enerjiyi bulabilmek icin... Bir de hepimizin daha cok paylastigi ve daha cok yardimlastigi bir sene diliyorum. Umutlariniz hic kaybolmasin! Mutlu yillar!

27 Aralık 2010 Pazartesi

a little bit of dream...

Bazen ruhumun sıkıştığını hissediyorum…
Bir anda canım yanıyor, irkiliyorum…
Tam da şu anda Pixies’den “Where is my mind?” çalarken oluyor bu…
Aklım nerede, ben neredeyim diye düşünüyorum.
Ruhum nerede bir de… Burada mı olmak isterdi özgür bıraksaydım eğer… Nerelere giderdi acaba… Neler yapardı kim bilir…
Eski, dar, taş sokakları olan sahil kasabasında, tepede bir cafede oturuyor olmak…
Üstümde ipek şifon bir elbise, püfür püfür…
Gökyüzü masmavi, ileride, ufukta birleşmiş hafif turuncular hafif pembeler arkadaş olmuşlar…
Ev limonatası içmişim, cafenin sahiplerine el sallayıp teşekkür ediyorum…
Merdivenlerden inip duvara dayalı mavi bisikletime atlıyorum, saçlarım hafif rüzgarda uça uça gidiyorum…
Özgürlük, hayallerim hepsi önümde…
Bisikletim öyle hızlı gidiyor ki havalanıyoruz…
Kır çiçekleri var altımızda, yemyeşil bahçeler, uçsuz bucaksız gelincikler başlıyor sonra…
Gözlerimi açmak istemiyorum…
Yüzüme vuran rüzgar ve denizin kokusu…
Bir gün oradayım, biliyorum.

26 Aralık 2010 Pazar

GalataModa'dan Bahsedelim...

Herkese merhabaaa!!

Yine gec kaldim biliyorum, uzgunum... Neden mi? Cunku 18 Aralik benim dogumgunumdu!
25 yasima basma durumumu yaklasik 4 ayri pasta keserek sevgili arkadaslarim, ailem ve is arkadaslarimla kutladik. Herkese ayri ayri tesekkur ederim beni bu kadar cok sevdikleri icin :)

Son yazimda sizlerle paylasmayi hedefledigim Home Art dergilerimle evde birbirimize bakiyoruz. Kimselerden fotograf gelmedigi icin biraz uzuldum ama bir gun beni de diger bloggerlar gibi takip edip deneyimlerinizi paylasmaktan keyif alacaginizi umarak yazilarima tam gaz devam ediyorum.

Biliyorsunuz bugun GalataModa'nin son gunuydu... 22 Aralik Carsamba gunu Tarlabasi'nda kurulan cadiri ziyaret ettigimde kapida eglenceli bir bando ile karsilastim. Iceri girdigimde sira sira tasarimlar ile kendimi cennette hissettigimi soyleyebilirim. Simay Bulbul, Ozgur Masur, Elif Cigizoglu gibi tasarimcilar sol tarafta yer aliyordu. Elif Cigizoglu'nun tasarimlarini cok begendigimi soylemeden gecemeyecegim. Cok hos tunikler vardi ancak fiyatlari sebebiyle malesef kendilerini es gecmek zorunda kaldim.

Mandalinarossa ismi gibi cok cok neseli, civil civil tasarimlara sahip. Genellikle cocuklar icin tasarimlar yapiyor ve cocuklardan ilham aldigini kesinlikle saklamiyor. Nazli Cetiner tasarimlariyla gozunuze carpmasi mumkun olmayan kisilerden biri...


Yaratici tasarimlara sahip oldugunu dusundugum kisiler icinde Kiki's Design da var. Founta Gunem'in tasarladigi bu guzel ceketi de kendime yilbasi hediyesi olarak almadan duramadim. Icindeki melegin guzelligine kapilmamam olanaksizdi :)



Umarim herkesin GalataModa'yi gezme firsati olmustur. Olmadiysa da uzulmeyin GalataModa surekli bir gelisim icinde Istanbullulari tasarimla bulusturmaya devam ediyor!

Iyi haftalar!

29 Kasım 2010 Pazartesi

Dekorasyonu Seven?



Evliliğe 6 ay kalmışken balayı programımız dışında en fazla düşündüğüm şey evimizi nasıl dekore edeceğimiz. Henüz nerede ya da daha doğrusu nasıl bir evde oturacağımızı bilemediğimiz için net kararlar vermem zaten mümkün değil ancak stil konusunda da ciddi kararsızlıklarım var.
Mesela dekorasyonda duvar kağıdı mı kullanmalıyım yoksa boya mı ya da her ikisi? Hatta duvarda asılı, beyaz, eski bir bisiklet olsa nasıl olur? Her an bir yere gidecekmişiz gibi, hayatın başında, genç bir çift olduğumuzu bize hatırlatan yaşayan bir şey...
Ana parçalar gri ve beyaza yoğunlaşsa ama renkli yastıklarımız, yemek masasının etrafında renkli sandalyelerimiz, kütüphanemizde rengarenk kitaplarımız olsa... Belki de Country tarzı olmalı? Ahşabın sıcaklığını Laura Ashley desenli tekstillerle kaynaştırırız...

Kafam ne kadar karışmış anladınız mı şimdi? :)
Neyse ki net fikirlerim de var;

Pastel tonları kullanarak evime giren herkesin huzura kavuşmasını istiyorum. Ne renklerden gözlerimiz yorulmalı ne de soğuk ve solgun görünmeli yuvamız. Yemek masamız uzun olmalı, aile ve dostlar bir araya geldiğinde soframız muhabbetimize eşlik etmeli. Uzun sohbetler, şen kahkahalar, tokuşan kadehlerin sesiyle çınlamalı ev dediğin, misafirler evin bir parçası gibi hissetmeli... Kahve faslı için koltuklara geçildiğinde yumuşak minderler, rahat yastıklar sarmalı vücudumuzu. Kimsenin ayaklarını uzatmaktan çekinmeyeceği geniş bir puf, sehpaymışçasına yayılmış olmalı salonumuzun ortasına. Üzerinde duran şık bir tepsi içinde çiçekler ve dergiler sunmalı bize. Koltukların yanında yel değirmeni şeklinde bir abajur sarı ışıklarını yaymalı, televizyonda siyah beyaz bir film, belki Casablanca oynamalı... Zaman zaman otantik zaman zaman modern olmalı bizim evimiz ama her daim sıcak.



Neden bunları yazdığımı soracak olursanız, fikirlerimi sizinle paylaşmak, sizin evlerinizden, odalarınızdan ilham almak istiyorum. Nasıl mı? Bir arkadaş toplantısında evinizde çekilmiş fotoğraflar vardır elbet. Belki bir bayram gününde ya da belki bir kahvaltı sofrasında... Bambaşka bir şey de olabilir elbette, sadece küçük bir detay, evinizde çok sevdiğiniz, sizin için çok değerli bir obje de olabilir.



Eğer bunları benimle paylaşmak isterseniz ben de teşekkürlerimi gönderilen fotoğraflar arasından yapacağım çekilişle 3 kişiye Home Art dergisi Aralık sayısını hediye ederek ileteceğim :) Fotoğraflarınızı meraklilokma@gmail.com adresime 18 Aralık 2010 Cumartesi gününe kadar bekliyorum. Göndereceğiniz mailler içerisinde isminizi ve adresinizi belirtmeyi unutmayın. Çekiliş sonucunu 18 Aralık günü blogumda yayınlayacağım. Eğlenceli fotoğraflarınızı bekliyorum :)

Önümüzdeki günlerde gelecek diğer sürprizlerden haberdar olmak istiyorsanız blogumun sağ tarafında yer alan İzleyiciler bölümüne kaydınızı yapabilirsiniz.

*Fotoğraflar http://www.ruemag.com/ adresinden alınmıştır.

Sevgiler...

22 Kasım 2010 Pazartesi

Bir anne kızın hikayesi…


Yıllar da geçse, araya uzaklıklar, zorluklar da girse bir anne ile kızın arasındaki bağın azalmasına imkan yoktur. Bir anne için yavrusu ne kadar değerliyse, yavrusu için de “Anne” demek herşeyden ötedir çünkü aradaki bağ siz farkında bile değilken başlamıştır. Anne, sıcaklığı, güveni, özveriyi, hoşgörüyü, fedakarlığı temsil eder. Kız çocuğu ise kültürümüzde de söylendiği gibi vefalı evlat, narin, bir tanecik göz ağrısı…Her zaman anneden ilham alan, onun yaptıklarını yapıp, onun sürdüğü ruju, giydiği ayakkabıları ayağına geçirip evde kadın olma alıştırmaları yapan çocuk…


Bu hikaye de ona benziyor. Anne ya işte, öyle çok sevmiş ki kızını, o en güzeli olsun diye giydirip süslemiş. Ona özel her detayı ince ince işlenmiş muhteşem elbiseler yaratmış. Marguerite, daha çocuklar için pembe, mavi, çiçekli veya kurdeleli elbiseler yokken annesinin diktiklerini giymeye başlamış. Annesi Jeanne’ın yarattığı bu kıyafetler o kadar çok beğenilmiş ki, Jeanne, aynı kıyafetleri talep eden anneler tanımaya başlamış. Böylece çocuk modası ilk kez ortaya çıkmış. Sonrasında Paris’in zengin anneleri kızları için dikilen kıyafetlerin benzerlerini kendileri için istemeye başlamışlar. Böylece Lanvin çocuk, genç kız ve kadınlara hitap eden ilk moda evini 1909 yılında Paris’te kurmuş.

Jeanne Lanvin'ın vefatından sonra kızı Margueriete'in başına geçtiği moda evi şimdilerde Alber Elbaz'ın direktörlüğüyle gündemdeki yerini koruyor. Kurulduğu günden itibaren faaliyetlerini sonlandırmadan bugüne dek gelebilen tek moda evi olma ünvanını taşıyan Lanvin, H&M ile yaptığı işbirliğiyle de genç kızlara ve ruhu genç kalanlara yönelik tasarımlar yapmaya devam edeceğinin sinyalini veriyor.

21 Ekim 2010 Perşembe

Moda Hayatımda

Uzun zamandır yazmıyorum diye nasıl içim içimi yiyordu... Sabahın kör saatinde uyku gözlerimden akarken bu satırları yazmaya karar verdim. Neyse konumuz şu;
İşletme okudum ve uluslararası bir finans şirketinin pazarlama departmanında görev alıyorum fakat hayallerim hep bir gün moda ile ilgili bir şeyler yapmayı içeriyordu. Tam kariyerimde artık yüksek lisans yapmanın zamanı geldi telaşına girmişken, Zelfist'te o haberle karşılaştım. Bilgi Üniversitesi Moda Yönetimi programı açılıyordu! O gece bu programın benim için biçilmiş kaftan olduğunu tüm sevdiklerime ilan ettim ve ertesi gün de bölümün tanıtım programı için Santral kampüsüne gittim. Program koordinatörü Serhan Ada ve ders verecek birkaç kişi daha o gün oradaydı. Mehtap Elaidi, Ferhan İstanbullu, Engin Altaş... Şu anda hatırlayamadığım hocalarımdan özür diliyorum, o gün fazlasıyla heyecanlıydım.
Neyse Serhan Hocam ile kısa bir sohbet-mülakat ardından programa kabul edildim! 20 Ekim akşamı ise giriş dersimizde tüm moda severler bir araya geldik. Farklı hayaller, farklı geçmişler, bambaşka yetenekleri olan insanlarız. Birbirimizden öğreneceğimiz, birlikte başaracağımız çok güzel şeyler var hissediyorum. Hocalarımız da alanlarındaki en yetenekli insanlar... İsimlerini şimdilik söylemiyorum, her birini işlediğimiz derslerden sonra özenle anlatmak istiyorum sizlere.

İlk dersimiz önümüzdeki hafta Yaratıcılık Prensipleri üzerine Hakan Gencol tarafından verilecek."Bu modül, tasarım yolculuğunun önemli bir kavramı sayılan ‘yaratıcılık’ başlığı ve yaratıcılık teknikleri üzerinde odaklanarak, bir yandan “Yaratıcılık nedir”, “Yaratıcılık için gerekli yöntem ve kalıplar nelerdir?” gibi soruların cevaplarını bulmaya çalışırken, diğer yandan da katılımcıların günlük sorunlara farklı bir bakış açısı geliştirmelerini sağlamayı amaçlar. Yaratıcı problem çözme teknikleri, farklı alanlardan derlenmiş çeşitli sunum ve örneklerle katılımcılara aktarılır, grup çalışmaları yoluyla bu teknikler deneyimlenir. Öğretilen yaratıcı kalıpları kullanarak, gruplardan kısa süre içinde, uzmanı olmadıkları konularda yaratıcı fikirler oluşturmaları istenir. Mindmapping ve brainstorming gibi teknikler yoluyla, grup çalışmaları ve bireysel ödevlerle pekiştirilerek, yaratıcı fikir oluşturma sürecindeki önemli kavramlar üzerinde durulur."
Bu yazımda bir de size infographics denilen görsel grafik tekniği hakkında bilgi vermek istiyorum. Amerika ve Avrupa'da birçok şirket bu yöntem aracılığıyla haberler yayınlıyor, stratejilerini, işleyişlerini, ürünlerini paylaşıyor ama bunu sıkmadan yapmayı başarıyorlar. Aşağıda birkaç örnek paylaşacağım ama benim en beğendiğim örnek ilk sırada gösterdiğim Forbes'un 2020 yılı için tasarladığı Envision the Future projesine ait... Barda yan masanızda oturan bayanın çantasını mı beğendiniz ya da ofiste çok muhabbetiniz olmayan birinin ayakkabıları? Hepsini tek ekranda bulabilirsiniz. Nasıl mı? 10 yıl beklersek :)


Top 10 Most Expensive Cities to Live in 2010
Produced by Home Loan Finder

30 Eylül 2010 Perşembe

Pasta mı sanat eseri mi?

Biliyorsunuz pasta tasarımı konusunda Türkiye'de onlarca profesyonel kurs var. Artık mahallemizin pastanesi bile klasik pastaların dışına çıkarak şeker hamuru ile süslemeler yapmaya başladı. Bunun yanında kurabiye tasarımı ve süslemesi de çok yaygınlaştı. Ev hanımları hatta kariyer yapmış bayanlar bile bir noktada iş hayatından bunalıp bu kurslara gitmeye başladılar. Başarılı olanlar da işi gücü bırakıp "pasta veya kurabiye tasarımcısı" olmayı seçebiliyorlar. Bu cesur kişilere benzer bir örnek de Maggie Austin isimli tasarımcı, kendisi öyle güzel ürünleri portföyünde barındırıyor ki yarattıklarına sanat eseri demek yanlış olmaz.

Maggie klasik bale eğitiminin ardından French Pastry School'a ait L’art de la Pâtisserie programına katılmış. Dünyanın en iyi hocalarının ışığında aldığı eğitimle kendini geliştirmiş ve dünyadaki en iyi restoranlardan kabul edilen Charlie Trotter's'da staj yaparak tecrübesini arttırmış.

Şimdi sizi Maggie'nin harika tasarımlarıyla baş başa bırakıyorum...